Ahmed Kuddûsî Efendi

19. yüzyıl hâl ehli şâir mutasavvıflarımızdan olan Ahmed Kuddûsî, Maraşlı Şeyh Seyyid Hacı İbrahim Efendi’nin oğludur. Bu sebeple Mer’aşî-zâde, İbnü’l-Mer’aşî unvanlarıyla tanınır. Bununla birlikte Ahmed Kuddûsî, Hazînetü’l-esrâr ve ganîmetü’l-ebrâr adlı eserinin Mukaddime ve Hâtime bölümlerinde kendisini Ahmed b.İbrâhim olarak tanıtır. Ahmed Kuddûsî, aslen Kahramanmaraşlıdır. Bu bölgede işlenen birtakım zulüm ve sıkıntılardan dolayı babası Şeyh Seyyid Hacı İbrahim Efendi, âilesiyle Niğde’ye göç etmiştir.

Ahmed Kuddûsî Efendi Anadolu velilerinin büyüklerindendir. 1183 (m.1769) yılı Rebiu’l-Evvel ayının on birinci gecesi, Niğde’nin Bor ilçesinde dünyaya gelmiştir.

Büyük bir veli olan babası Hacı İbrahim Efendi, rüyasında üç ay gördü. Ortadaki ay diğer aylardan daha büyük ve parlaktı. Bu rüyanın yorumunda, kendisinin üç oğlu olacağını ve ortanca oğlunun büyük bir veli ve âlim olacağını anladı. Ahmed Kuddûsî, bu sadık rüyanın meydana geldiğini Divan’ında şöyle anlatır:

Rüyada hem görmüş peder, üç ay semada hoş kamu,
Ortadaki ayda çoğimiş behcet-i nûr-i ziya

Ana demişler: Bil bu ay, oğlun ana rahmindeki,
Halk-ı cihanın ekserin irşada olıser sezâ.

Ona muhabbet eyleyen âşıkları Mevlâ sever,
Bulmaz felah kim ki, ider ise ana buğz-u cefa.

Telkîn-i zikreyle ona, ersin makama küççiken,
Hem eyle telkin ki, hem zikreylesin ol dâima

Vakt-ı sahavette bana Tevhîd-i telkin eyledi,
Der idi: “Kuddûsî! Verdim icazeti ben sana.”

Ahmed Kuddûsî, küçük yaşta babasından ders almaya başladı. Ahrâriyye yolunun edebini babasından öğrendi. Babasının: “Oğlum! Her zaman Yüce Allah’ı zikret. Benim sağlığımda boş şeylerle uğraşmaktan uzak dur” öğüdüne uyarak, onun tarikatı hakkındaki tavsiyelerine harfiyen riayet edip gece gündüz şevkle çalıştı. Kısa zamanda velilik basamaklarında yükseldi. Ahmed Kuddûsî, zamanında medresede okutulan ilimlerin tamamını tahsil etti. 1786 yılında babası Hacı İbrahim Efendi vefat edince, ilahî bir işaret üzerine Turhal’a gitti. Turhal’daki Şeyh Mustafa Efendi Hazretleri’nin sohbetlerinde bulunarak kemale erdi. Oradan bir arkadaşı ile ayrılıp Erzincan’a geldi. Sert geçen kış mevsimi yüzünden Erzincan’da birkaç ay kaldı. Yaz gelince Erzincan’dan ayrılarak, önce Şam’a, oradan da Mısır’a vardı. Daha sonra hac farizasını yerine getirmek için Mekke’ye gitti. Oradaki kutsal makamlarda uzun süre riyazatta kaldı. Medine ve çevresinde de riyazatlarda bulundu. Bu sırada Allah Rasulü manada kendisine: “Anadolu’ya git, orada evlen. Senin için üstün derece ve makamlar, aile kadrosu içinde hâsıl olacaktır” şeklindeki ikaz ve işaret üzerine, bir sonraki yıl tekrar hac ederek Bor ilçesine döndü. Hicaz’da bulunduğu müddetçe, Allah Rasulü (s.a.v.)’nden gördüğü iltifatları uzun bir kasidesinde dile getirmiştir. Ahmed Kuddûsî Hazretleri, 1807–1810 yılları arasında yapılan Osmanlı-Rus savaşlarına katıldı. Daha önceleri yaptığı cihad-ı ekberleri ile bu defa cîhad-ı asgari birleştirdi. Bir süre sonra tekrar Hicaz’a gitti. Mekke ile Medine arasında bulunan dağlarda ve çöllerde uzun yıllar kalarak çile doldurdu. Bu süre zarfında günlük yiyeceği, bir ceylan tarafından verilen sütten başka bir şey değildir. Hicaz günlerini de yine Divan’ında uzun uzun anlatmaktadır. Tekrar Bor’a döndüğünde, birçok din düşmanı onu on üç yıl kadar evinde göz hapsinde tuttular. Ona çileli bir inziva hayatı yaşattılar. Bu müddet içerisinde cuma namazlarını hep Mekke’de kıldığını neden sonra anladılar. Şöhreti İstanbul’a kadar uzanan Ahmed Kuddûsî Hazretleri meraklılarınca İstanbul’a davet edildi. O da davete icabet etti. Bir irfan meclisinde kendisinden latife yollu sohbet istediler. Kıyafetini yadırgadıkları Ahmed Kuddûsî Hazretleri’ni mahcup etmek istemişlerdi. Meclisin büyüğü geçinen zat: “Şeyh Efendi, siz de bir beyanda bulunsanız” deyince: “Efendim, bendeniz ilmi olmayan bir kişiyim. Huzurunuzda konuşmaya hayâ ederim. Ancak emrinize uyarak başımdan geçen bir olayı anlatayım” diyerek şu hikâyeyi anlatır: “Bir gün bendeniz, Sarayburnu’nda, sahil boyunca gezerken çok güzel bir hanım sandala bindi. Gönlümü cezbeden bu güzelin peşinden başka bir sandala binerek, onu takip ettim. Üsküdar iskelesinde karaya çıkıp, falan sokaktaki büyük bahçeli konağa giren bu hanımı bir daha göremedimse de asla unutmadım. Gönlüm onun hicranı ile rahatsızdır efendim.” O makam sahibi kimse, bu hikâyeyi duyar duymaz, yanında bulunanların hepsini dışarı çıkararak Ahmed Kuddûsî Hazretleri’ne: “Efendi, anlattığınız benim halen içinde yaşadığım âlemli halimin ifadesiydi. Şu anda ise o dertten kurtuldum. O hanım gönlümden silindi” dedi. Sonra Kuddûsî Hazretleri’ne görülmemiş ihsan ve iltifatlarda bulundu. Bir süre İstanbul’da kalan Ahmed Kuddûsî Hazretleri, tekrar Bor’a döndü. Bor’da iken bir gün Sultan, Bor’a iki memur gönderip, onun durumunu öğrenmek istedi. Gelen memurlar onu bahçesini bellerken buldular. Ahmed Kuddûsî Hazretleri, onlar daha bir şey söylemeden: “Siz İstanbul’dan geldiniz. Bizim bir şeye ihtiyacımız yok” buyurdu. Onlar: “Padişahımız bizi görevli gönderdi. Size tahsisat bağlayacağız” dediler. Ahmed Kuddûsî Hazretleri onlara: “Açın eteğinizi” diyerek her ikisinin eteğine birer kürek toprak döktü. İki memur da bu toprakların çil çil altın olduğunu gördüler. Bu sefer Ahmed Kuddûsî Hazretleri: “Eteklerinizdekini dökün” deyince hemen yere döktüler. Bu defa da top­rakların yılan çıyan olduğuna şahit oldular. Ahmed Kuddûsî Hazretleri: “Evlatlarım! Yüce Allah’ın keremi ile bizim padişahımızın tahsisatına ihtiyacımız yoksa da, fakirlere ve acizlere dağıtmak için bırakın” dedi. Bu tahsisatı bir müddet alıp fakirlere ve yoksullara dağıttı. Ahmed Kuddûsî Hazretleri, bir gün Konya’ya giderek Mevlana Celaleddin-i Rumî Hazretleri’nin kabrini ziyaret etmek istedi. Türbenin önüne vardığı zaman, türbedar kapıları kilitlemiş gidiyordu. Türbedara türbeyi açması için ricalar edip çok yalvardılar. Fakat türbedar: “Akşam oldu, açma müsaadesi yoktur” diyerek kesin bir şekilde isteği reddetti. Bunun üzerine Ahmed Kuddûsî Hazretleri, irticalen şu kasideyi okumaya başladı:

Mevlânâ’dan etkilendiğini söyleyen Kuddûsî, Nakşibendiyye’yi bırakarak daha kolay ve daha hoşgörülü kabul ettiği Kādiriyye tarikatına geçmiş, görüşlerini, duygularını ve coşkularını bu çerçevede daha rahat ifade etme imkânı bulmuştur. “Hem Halvetî hem Celvetî hem Kādirî hem Nakşîyem” diyen Kuddûsî böylece bütün tarikatlara yakın olduğunu belirtmektedir.

Sensin velîler şahı, yâ Hazret-i Mevlânâ!
Affet şu ben gümrâhı, yâ Hazret-i Mevlânâ!

Bed-kâru âvâreyim, pür-zenbü bî-çâreyim,
Âsî yüzü kareyim, yâ Hazret-i Mevlânâ!

Gayet azîdir câhın, mahbûbısın Allah’ın,
Dârü’l-emân dergâhın, yâ Hazret-i Mevlânâ!

Sen sol ulu sultansın ki, server-i merdansın,
Hem mâden-i irfansın, yâ Hazret-i Mevlânâ!

Çün tıfl iken ey Sultân! Eflâki ettin seyrân,
Oldu melâik hayran, yâ Hazret-i Mevlânâ!

Muhtacına in’am et. Mihmânınam ikram et.
İhsanını itmam et, yâ Hazret-i Mevlânâ!

Kapunda çok muhtâcân, erer murada her an.
Devrinde, sürer devran, yâ Hazret-i Mevlânâ!

Bencileyin yok gümrah, lâkin dedim eyvallah.
Geldim sana şey’en lillah, yâ Hazret-i Mevlânâ!

Ariflerin sultânı, dertlilerin dermanı,
Kuddûsî’nin cananı, yâ Hazret-i Mevlânâ!

Son dörtlüğü söylediği anda, kapılar kendiliğinden açıldı. Ahmed Kuddûsî Hazretleri, türbedarın şaşkın bakışlarından habersiz, ziyaretini yaparak oradan ayrıldı. Ertesi gün bu olayı duyan Mevlevi şeyhleri ile bir kısım ulema: “Bu zat mutlaka Borlu Kuddûsî’dir” dediler. Ahmed Kuddûsi Efendi Hazretleri, 1265 (m.1849) yılı Cemaziye’l-Ahır ayında Bor’da vefat etti. Vasiyeti üzerine Eski Mezarlık’ta defnedildi. Kabristanın şimdiki yerine nakli üzerine, Ahmed Kuddûsî Hazretleri’nin kabri de şimdiki yerine nakledildi. Nakil sırasında hoş olmayan olaylar oldu. Çünkü halk kabrin eski yerinde kalmasını istiyordu. Ahmed Kuddûsî Hazretleri’nin eserleri arasında Divan önemli bir yer tutmaktadır.

. Admin

Muhammet Emin Kabakuş - 1982’de Erzurum’da doğdum. İlkokuldan sonra Gaziler Kur'an Kursuna devam ederek hafız oldum. Erzurum Lisesini bitirdim. Askerlik görevini Kosova Prizren'de tamamladım. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldum. Evliyim. İki çocuk babasıyım. Bir kamu kuruluşunda bilişim alanında çalışmaktayım. İnternet yayıncılığının ülkemizde yeni yeni gelişmeye başladığı dönemde Humakuşu adlı web sayfasını kurdum. Erzurum’un kültür ve sanat hayatını konu alan bu dijital yayıncılığı, aynı adı taşıyan derginin basılıp yayınlanması takip etti. Web yayıncılığının yaygınlaştığını, Erzurum’u konu alan internet sitelerinin çoğaldığını, muhtevalarının benzer ve dar bir çerçevede kaldığını görünce bir başka alana yöneldim. Daha geniş çevrelerce takip edildiğini görmekten mutluluk duyduğum Edibane.com adlı bu internet sitesini kurdum. Dokuz yıldır yayındayım. Nice dokuz yıllarda sizlerle birlikte olmayı diliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.