Çarşamba , Temmuz 17 2019
Anasayfa | Şairler | Alvar İmamı Hacı Muhammet Lütfi Efendi

Alvar İmamı Hacı Muhammet Lütfi Efendi

Alvar İmamı Hacı Muhammet Lütfi Efendi, 1869 yılında Kındığı köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Hacı Hüseyin Efendi, annesi Seyyide Hatice hanımdır. Tahsilini babası Hacı Hüseyin Efendi’nin yanında tamamlayan Muhammet Lütfü Efendi, 1893 yılında Hasankale’nin Sivaslı Camiine imam olarak tayin edilmiş, daha sonra babası ile birlikte Bitlis’e giderek Hacı Pir-i Küfrevi Hazretlerinin dergâhına intisap etmiştir.

Daha sonra Erzurum’a dönen Muhammet Lütfi Efendi Erzurum’un Dinarkom köyünde imam olarak görev yapmış, 1. Dünya savaşı başlangıcında Erzurum’a dönmüş, bir müddet de Tercan’ın Yavi nahiyesinde hizmet vermiştir. (Yavi şimdi Erzurum Çat ilçesine bağlıdır)

Kurtuluş savaşında müfrezeler kurarak savaşa iştirak etmiştir. 1939 yılına kadar Alvar köyünde oturan Muhammet Lütfü Efendi Erzurum’a gelerek Mehdi efendi mahallesinde ikamet etmiştir. Kendisini ziyarete gelen herkese daima hüsn-i zan etmeyi hiç kimseyi incitmemeyi, hiçbir ferdi hor görmemeyi ve alırken-satarken insaflı olmayı salıklar, sarhoşları dahi huzuruna kabul eder, fasik, salih diye ayırım yapmaz, herkese teveccühte bulunur ve taltifleri ile memnun ederdi. Muhammet Lütfü Efendi kimsenin kalbini kırmamış bir İnsan-ı Kamil idi.

Şairliği de olan Muhammet Lütfü efendi’nin birçok şiirleri vardır.

Erzurum destanı, İnsan sevgisi, Özlem, Ramazan, Dünya görüşü, Maniler ve Ferdler, Mevlayı sevmek isimli şiirlerinden bazılarıdır.

1956 yılında Erzurum’da vefat etmiştir.

Muhammed Lütfi Efendi Hazretleri, İbrahim Hakkı Hazretleri gibi Erzurum’un yetiştirdiği önemli şahsiyetlerden biridir. Erzurum halkı arasında ‘Alvarlı Efe Hazretleri’ adıyla bilinir. Alvarlı Efe, hemen her Erzurumlu’nun gönlünde gerek mısralarıyla, gerekse menkıbeleriyle taht kurmuş, saygı ve sevgiyle anılan, manevî huzurunda saygıyla eğilinen gönül erlerindendir.

Muhammed Lütfi Efendi, Hoca Hüseyin Efendi’nin oğludur. Annesi Hasankaleli Mazlumoğlu Hacı Emin Efendi’nin kızı Hatice Hanım’dır. Lütfi Efendi, H. 1285 yılında Hasankale’nin Kındığı köyünde dünyaya gelmiştir. İlk tahsilini babası Hoca Hüseyin Efendi’den tamamlayan Efe Hazretleri, H. 1307’de 22 yaşında iken Hasankale’de Sivaslı Camii’ne imam olmuştur. Bu imamlığı esnasında ilmî yeteneği ve güzel ahlâkıyla âlimlerin, eşrâfın ve bütün halkın takdirini kazanan Alvarlı Efe, aynı yıl babasıyla birlikte Bitlis’e giderek Hoca Pir–i Küfrevi hazretlerine intisap etmiştir. Bir müddet sonra Küfrevi Hazretleri’nin seçkin bir halifesi olarak Hasankale’ye dönmüştür.

Daha sonra Erzurum (merkez)’un Dinorkom köyüne dönen Alvarlı Efe Hazretleri, 1. Dünya Savaşı’na kadar burada kalmış, Rusların Erzurum’u işgali üzerine, pederiyle birlikte Erzurum’a göçerek, babasını Erzurum’a bırakıp, kendisi imamlık göreviyle Yavi nahiyesine gitmiştir. Rus istilası müddetince burada kalmış, Ermenilerin katliam başlatmaları üzerine kendi köyünden ve çevre köylerden topladığı 60 kişilik bir müfrezeyle Rusların karargah deposu olan köye, Ermenilerin de o köyde bulundukları bir gün saldırmış, Ermenileri püskürterek Oyuklu köyünün yanıbaşında Rusların yığdığı depoyu teslim almıştır. Ancak müfrezenin depoyu yağmalamasına engel olamamış ve dolayısıyla da Ermenileri istediği gibi takip edemeyen Efe Hazretleri, yanında kalan birkaç kişiyle, Ermenileri takip eder gibi davranarak, Haydar boğazındaki Zergideler köyünde Türk ordusuna iltihak etmiş, orduyla birlikte gün doğarken Erzurum’a girmiştir. Doğruca babasının kaldığı eve koşmuş, ancak onu, Ermeniler tarafından kafasına tüfek dipçiğiyle vurularak ağır yaralanmış bir hâlde bulmuştur. İkindiye kadar babasıyla meşgul olmuş, akşama doğru vefat eden babasını, Kavakkapı kabristanına defnetmiştir.

Alvarlı Efe Hazretleri, Erzurum’un kurtarılmasından sonra tekrar Hasankale’ye dönmüştür. Kendisine teklif edilen Hasankale Müftülüğü görevini kabul etmemiş, yakındaki Alvar köyü halkının istirhamı üzerine, oraya giderek 24 yıl orada vazife yapmıştır. Bundan dolayı halk arasında, ‘Alvarlı Efe’ adıyla meşhur olmuştur.

1939 yılında prostat hastalığına yakalanan Alvarlı Efe, tedavi için Erzurum’a gelmiş, doktorların şehirden ayrılmasının uygun olmayacağını söylemeleri üzerine, köy halkından izin isteyerek, Erzurum’da Mehdi Efendi mahallesinde kiraladığı bir eve yerleşmiş, irşat ve ilmî faaliyetlerine burada 16 yıl devam etmiştir. 12.3.1956 yılında Erzurum’da vefat etmiştir. Cenazesi kalabalık bir cemaat eşliğinde Alvar köyüne götürülüp orada toprağa verilmiştir.

Şahsiyeti

Alvarlı Efe, 90 yıllık ömrü boyunca zahidane bir hayat sürmüş, dünya malına iltifat etmemiş, gerek fakir ve yoksullara yardım etmesi ve gerekse temiz giyinip kuşanması, tevazu ve vakarı, cömertliği ve misafirperverliğiyle herkesin takdir ve beğenisini kazanmıştır.

Bugün, görevi icabı dahi olsa, Erzurum’da bulunup O’nun adını duymayan, O’nun menkıbe ve kerametlerini dinlemeyen, dolayısıyla da kendisine karşı saygı ve hürmet duyguları beslemeyen pek az insana rastlanır. Kendisini yakînen tanıyanların anlattıklarına göre Alvarlı Efe Hazretleri; düşkünlere, hastalara bir baba gibi şefkat gösterir, dertlerine çare ararmış. O bir beytinde şöyle der:

Dertli olanın derdine derman ne güzeldir.

Mü’min olanın afvine ferman ne güzeldir.1

Ahlâkından Bir Demet

Ziyaretine gelenlere devamlı, herkese karşı iyi niyetli, hoşgörülü olmalarını, kimseyi incitmemelerini, hiçkimseyi küçümsememelerini, alışverişlerinde doğru ve insaflı olmalarını, kişilik sahibi olmalarını tavsiye eder, etkili nasihat ve şiirleriyle insanları aydınlatır, aksini yapanların büyük günah işlediklerine dikkat çekermiş. Nitekim bir şiirinde bu hususta şöyle der:

Sakın incitme bir canı

Yıkarsın Arş–ı Rahman’ı.2

Bir başka şiirinde de:

Adalet merhamet, insaf gerektir ehl–i imane,

Mürüvvet et kıyas–ı nefs ile zulmetme insane.3

İnsanlar arasında hiçbir ayırım yapmaz, dindarları da dine karşı lâkayt olanları da yanına oturturmuş. Sarhoşları huzuruna kabul eder, onlara nasihatlerde bulunurmuş. Onu ziyaret edenler, günah ve hatalarına tevbe etmek ve onları tümden terk ederek doğru yola girmek azmiyle huzurundan ayrılırmış. O bütün hayatı boyunca hiç kimseye kötülük etmemiş, hiçbir ferdin kalbini kırmamıştır. Özetle söylemek gerekirse, Alvarlı Efe Hazretleri, bütün hayatı boyunca Yüce Peygamberimiz (sas)’i kendisine örnek edinmiş, O’nun ahlâkıyla ahlâklanmış, O’nu yaşamış, O’nu sevmiş, şiir ve sohbetleriyle O’nu sevdirmiş, bir örnek insan, bir insan–ı kâmildir. Kendisini tanıyan herkes, istisnasız onu böyle bilir, böyle tanır ve böyle anlatırlar. Onun dergâhı, bir halk eğitim merkezi görevini ifa etmiştir.

Alvarlı Efe, yaklaşık bir asırlık ömrünü hep İslâm’ı anlatmaya, insanları irşada harcayarak geçirmiş, sohbet ve şiirleriyle insanları; ilme, doğruluğa, dindarlığa, yoksullara yardıma, kardeşliğe, barışa ve vatan sevgisine çağırmıştır. O’nun Hülasatü’l–Hakâyık ve Mektubât adlı eserleri incelendiğinde çeşitli şiir türlerinden meydana gelen bu hacimli eserlerinde, bu tür duyguların ne denli etkili bir şekilde işlendiği açıkça görülmektedir. O, insanları hep sevmiş, onların Allah yolundan, İslâm’dan uzaklaşmalarına üzülmüş, anne–babaya, eşlere, büyüklere saygı gibi, ailelerin mutluluğu ve huzuru gibi, ar namus, vb. büyük ölçüde İslâm’dan kaynaklanan ve bizleri biz yapan tüm güzel duygu ve örf ve âdetlerimizin peyderpey yok oluşuna, insanların bir bozulmaya, bir çürümeye doğru gidişine ve yetkililerin de buna aldırış etmemelerine üzülmüş, etrafındakileri uyarmış ve bazen bu durumları çok acı ve hisli bir şekilde şiirleriyle dile getirmiştir. Bir şiirinde bu hislerini şöyle dile getirir:

Ar ile namus kalmadı gitti

Yüzler siyah oldi, haya da gitti,

Dünyada yaşamak kemale yetti,

Hükemâ–yı zaman nanay oynarlar.

Avretler, erine itaat etmez,

Erlerin sözü avrete kâr etmez,

Evlât baba ile iftihar etmez,

Hükemâ–yı zaman nanay oynarlar.

Alvarlı Efe Hazretleri’nin şiirlerinin ekserisi, ilâhî ve gazel türü şiirlerdir. Bunların yanında ‘Kıyamet Destanı’, ‘Dâsitan–ı Zaman’, ‘Erzurum Destanı’ gibi uzun şiirleri de vardır. Ayrıca eserin başında (s.11–38) görülen Arapça ve Farsça şiirleri, Efe Hazretleri’nin bu iki dile de şiir söyleyecek ölçüde vâkıf olduğunu göstermektedir. Bütün Türkçe şiirlerini Erzurum şivesiyle söyleyen Alvarlı Efe’nin şiirlerinde Erzurum’a ait bir çok âdet ve geleneğin tespiti mümkündür. Erzurumlunun âdeti, geleneği, acısı düğünü bayramı, şenliği ve yası.. onun şiirlerinde dile getirilmiştir. Erzurum’un Ruslar tarafından istilâ edilmesi Onun kalbinde onulmaz yaralar açar, bu felâketi ve sel olan Erzurumlunun kanını Efe, şu acı mısralarla başladığı şiirinde dile getirir:

Koptu bugün kıyamet

Yeryüzi alkan oldi,

Görülmemiş alâmet,

Kandan bir tûfan oldi.4

Erzurum Destanı Şiiri

Onun şiirleri içerisinde ‘Erzurum Destanı’5 adlı şiiri, özellikle tarihî ve insanî özellikleriyle, âdet ve gelenekleriyle, maddî ve manevî hayatıyla Erzurum’u anlattığı için, geçmişten günümüze, hemen bütün Erzurumluların gönlünde taht kurmuş olan bir büyük velinin gözüyle Erzurum ve Erzurumlu’yu gösterdiği için ve ayrıca Erzurum tarihi bakımından büyük önem arz etmektedir. 20 kıtadan oluşan bu uzun şiirin her kıtasının sonunda ‘Mevla’ya emanet olsun’ diyen Alvarlı Efe’nin gözüyle Erzurum, İslâm âleminin kilididir. Asırlardır İslâm topraklarında gözü olan, sıcak denizlere inmek isteyen Moskof’un önünde en büyük engeldir. Müslümanların ve iman sahiplerinin sağlam kalesidir:

Erzurum kilidi, mülk–i İslâm’ın,

Mevla’ya emanet olsun Erzurum.

Erzurum derbendi ehl–i İslâm’ın,

Mevla’ya emanet olsun Erzurum.

Geçmişte Erzurum’da son derece çalışkan, kahraman ve yiğit insanlar vardır. Kadınları erkekleri haya sahibi insanlardır. Erzurum edepli, erkânlı bir yerdir:

Gayet şecaatli erler var idi

Nisası, ricali hayadâr idi.

Edepli erkânlı bir diyar idi,

Mevla’ya emanet olsun Erzurum.

Bugün bu insanlar yok mu? Efe bundan ümidini kesmemiştir. Yine öyle çalışkan insanlar vardır. Çünkü, Erzurum iyi insanların, çalışkan insanların, dürüst insanların, yiğitlerin bol olduğu, harman olduğu bir yer gibidir, bir göldür orası. Göl yerinde sular çekilse de, azalsa da oralarda yine su bulmak mümkündür. Bu bakımdan çorak yerlerden daha kıymetlidir. Efe, duygularını şöyle dile getirir:

Göl yerinde elbet sular bulunur,

Yine vardır deyu ümid olunur,

Yine bu gün bin bahaya alınur,

Mevla’ya emanet olsun Erzurum.

Erzurum’da çok sağlam, samimî Müslümanlar vardır. Fakirlere, zayıf ve kimsesizlere iyilik ve yardımı eksik etmezler. Onların kalpleri imanla doludur. Bundan dolayı Efe Hazretleri, Yüce Allah’a hamdeder:

Hamd–ü lillah metin İslâmları var

Fakire zaife ihsanları var,

Külbe–i gönülde imanları var

Mevla’ya emanet olsun Erzurum.

Erzurum’da hayır hasenat sahibi insanlar çoktur. Esasen Erzurum’un bizzat kendisi hayırlı ve bereketli bir ülke, bir vatan toprağıdır. Eğer dünyadaki diğer ülkelere de bakılıp, bir karşılaştırılması yapılırsa Erzurum’un bu özelliği açıkça görülecektir. Şöyle der Efe:

Hayrat hasenatlı erleri vardır,

Hayr u bereketli güzel diyardır.

Seyretsen âlemi bu âşikârdır,

Mevla’ya emanet olsun Erzurum.

Erzurum’un bir diğer özelliği de âlimlerinin, bilginlerinin çokluğudur. Bu âlimler, ilim bakımından yeterli kişilerdir. Kendilerine getirilen problemleri çözebilecek kapasiteye sahiptirler. Diğer taraftan yine Erzurum’da sohbetleriyle, varlıklarıyla gönüllere huzur veren, değerli, herkes tarafından bilinen, sevilen, sayılan, şöhret sahibi büyük zatlar da mevcuttur. Bunu Efe Hazretleri şöyle dile getirir:

Müşkil halleyleyen ulemâsı var,

Safa bahşeyleyen fuzalâsı var,

Şöhret şiar yine küberâsı var,

Mevla’ya emanet olsun Erzurum.

Bir başkadır Erzurum’da dinî hayat… Hele o birbirine yakın camilerden okunan ezan sesleri, özellikle de seher vakti o güzel sesli müezzinlerin kâinatı ezan sesleriyle uykudan uyandırması, diğer taraftan, Allah dostlarının Hak aşıklarının tevhit halkalarında zikretmeleri, o esnada coşan aşıkların, gönül ehli insanların Allah Allah seda ve naraları, bu manevî havaya ayrı bir özellik katar, ayrı bir güzellik ve zevk verir. Gönül ehli insanlar için bu ne güzel bir duygudur! Bu güzel duygu Efe Hazretleri’nin mısralarında şöyle terennüm edilir:

Seherlerde müezzinler nidası,

Halkalarda muvahhidler sadası,

Ne güzeldir zikrullahın edası;

Mevlâ’ya emanet olsun Erzurum.

Camilerde sürekli vaazlar verilmekte, kürsüler vaizlerle süslenmektedir. Bu vaiz efendiler canları pahasına da olsa Allah’ın emirlerini hiç kimseden korkmadan, çekinmeden, dobra dobra söyleyen insanlardır. Çünkü onlar bu sohbetleri Allah için yapmaktadırlar.

Vaizleri kürsüleri bezetmiş,

Candan geçmiş emrullah’ı gözetmiş,

Allah içün sohbetini uzatmış,

Mevlâ’ya emanet olsun Erzurum.

Erzurum’un en önemli özelliklerinden birisi de Ramazan ayına gösterilen hürmet ve saygıdır. Bir başkadır Erzurum’da Ramazan! Bu ayda bütün Erzurumlular oruç tutarlar, oruç tutmak Erzurumluluğun bir simgesi hâline gelmiştir.6

Erzurumlular, ibadetleriyle iftarlarıyla, teravihleriyle ve Ramazan’a mahsus, çeşitli etkinlikleriyle şenlendirirler bu ayı. Bütün Erzurumlular bu şenlikten nasibini alırlar. Özellikle fakirlerin gönlü bu ayda daha çok alınmaya çalışılır, yapılan maddî yardımlarla, verilen iftar yemekleriyle, onlar da sevindirilir ve mutlu edilirler. Yaşlılara daha çok saygı ve hürmet edilir, bu mübarek ayda onların dualarının alınmasına çalışılır. Ramazan ayına son derece hürmet edilir. Erzurum’un bu özelliği, Efe’nin mısralarında şöyle dile getirilir:

Ramazan’da bir âl–i şân ederler,

O şehr–i siyam–ı zî–şân ederler,

Fakirler gönlünü gülşen ederler,

Mevlâ’ya emanet olsun Erzurum.

**

Civanlar pîrlere hürmet ederler,

Duasın almaya gayret ederler,

Ramazan’a güzel hürmet ederler.

Mevlâ’ya emanet olsun Erzurum.

…..

Erzurum topraklarında milyonlarca evliya yatmaktadır. Asırlardır Müslüman canı ve kanıyla yoğrulmuş bu şehrin her tarafında ulu kişilerin türbelerini görmek mümkündür. Bilinen ve bilinmeyen pek çok Hak dostu bu toprakları şereflendirmekte, bu büyük insanların varlığı, Erzurum’a feyiz ve bereket getirmektedir. Erzurum’un manevî havasını artırmaktadır. Evliyalar yatağıdır Erzurum:

Binlerce bin medfun evliyası var.

Zahir–batın nice asfiyası var,

Feyz–ü berekât–i Kibriyası var,

Mevlâ’ya emanet olsun Erzurum.

Erzurum’un dünyada benzeri bulunmayan bir özelliği de binbir hatim geleneğidir. Genellikle ocak ayında Erzurum’da çeşitli merkezî camilerde Erzurumlular, ‘binbir’ tane hatim okumakta, Kur’ân–ı Kerim’i binbir defa baştan sona kadar tekrarlamaktadırlar. Başta din görevlileri, hafızlar ve Kur’ân–ı Kerim’i yüzünden güzel okuyanlar olmak üzere Erzurumluların çoğu, sabah ve yatsı namazlarında hatim okunan camilere gider, bu hatim cemiyetine katılırlar. Kur’ân cüzleri dağıtılır, okuma bilenler, alıp okur, okuyamayanlar ise, huşu içersinde orada oturup hatmin duasına iştirak ederler. Okunan hatm–i şerifler, görevliler tarafından yazılarak, binbir tane olunca, bütün Erzurumlulara hatmin bittiği bildirilip, bu umumî duanın yapılacağı yer ve gün duyurulur. O gün çevre köy ve kasabalardan de gelen, hattâ son yıllarda olduğu gibi, diğer illerden de gelen müftülerin iştirakiyle Cuma namazından sonra, büyük bir törenle binbir hatmin duası yapılır. Bu gelenek ülkemizde, başka bir ilde olmadığı gibi, diğer İslâm ülkelerinde de yoktur. Bazı illerimiz, bunu yapmayı denemişler, ama başarılı olamamışlardır. Tarihte defalarca düşman istilasına uğrayan Erzurum, her defasında bu işgallerden kurtulmuştur. Binbir hatimlerin bu kurtuluşta ve çeşitli afet ve belaların def’inde büyük tesiri olduğuna inanır Erzurumlular. Alvarlı Efe de şiirinde; Erzurum’un bu en bariz özelliğini şöyle dile getirmektedir:

Binbir hatim nur–u arşı doldurmuş,

Bela musibeti yerden kaldırmış,

Düşmanları kahreylemiş, öldürmüş,

Mevlâ’ya emanet olsun Erzurum.

Alvarlı Efe’nin sadece Erzurum’la, Erzurum’un tarihî, kültürel ve sosyal durumlarına değindiği mısralarını buraya aldığımız ‘Erzurum Destanı’nın diğer kıtalarında da O, Erzurum’a ve Erzurumlular’a dualar etmekte ve Destanı’na şu mısralarıyla son vermektedir: 7

Kalblerine dolsun feyz–i rabbanî,

Ahalisi bulsun rahm–i Rabbanî,

LÜTFÎ, Erzurum’dan gördün ihsani,

Mevlâ’ya emanet olsun Erzurum.

Kaynaklar

1)Hülasatü’l–Hakâyık, s. 172

2) A.g.e., s. 456

3) A.g.e., s. 432

4) A.g.e., s.441.

5) Bkz. A.g.e., s.467–469.

6) Öyle ki, oruç Erzurumluluğun bir şartı gibi kabul edilir Erzurumlular’ca.. Nitekim ben İzmir’de, iki yıl önceki Ramazan ayında Karşıyaka’dan Konak’a gelirken otobüste karşılaştığım, şu anda ismini de unuttuğum Bayraklı semtinde oturan bir hemşehrime, ‘nasıl sizin orada Erzurumlu çokmuş, zaman zaman bir araya gelip sohbet edebiliyor musunuz? Hemşehrilerimizin durumları nasıl? Erzurum hatıralarını yâd ediyor musunuz?’ diye sorduğumda içini çekerek, ‘yahu hocam bunların bir çoğunda artık Erzurumluluk kalmadı. Buralılardan fark edemezsiniz. Şu eşsiz mübarek günde oruç yiyenlerin, ne Erzurumluluğundan bahsedersiniz’ demişti. Baktım ki, İzmir’de de olsa, o hemşehrim, Erzurumlulara oruç yemeyi yakıştıramıyordu.

7) Erzurum Destanı’nın tamamı için bk.: Hülâsâtü’l–Hakâyık, s.467–69.

Bu yazı Yeni Ümit Dergisi internet sitesinden alınmıştır.

Hakkımızda Admin

"Edibane.com" divan edebiyatı şiirlerinden, modern şiirlere, halk edebiyatından güncel konulara kadar çok çeşitli muhtevayı barındırıyor. Eklediğimiz içeriklerle ilgili görüşlerinizi yorum kısmından, sitemizde yer almasını istediğiniz içerikleri iletişim kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.

Bu yazılar ilginizi çekebilir

Aşık Mevlüt İhsani

1928 yılında, Şenkaya’nın (1950 yılına dek Sarıkamış’a bağlı olan) Çermik köyünde doğdu. Asıl adı Mevlüt …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.