Nâbî

sairnabi
Nâbî, yaşadığı çağı ve hayat serüvenini şiirinde ustaca yansıtmıştır. Bu bakımdan Nâbî ‘nin şiirleri, XVII. yüzyıl üzerinde araştırma yapanlar için ciddi birer belge niteliği taşırlar.

1641 senesinde eski adı Ruhâ olan Urfa’da doğan Yusuf Nâbî yokluk ve sefalet içinde yaşayarak büyümüş, 24 yaşındayken de İstanbul’a gitmiştir.

Hâkimiz mevlididir hazret-i İbrâhimin
Nâbiyâ râst makâmında Ruhâvîyiz biz  

Burada eğitimine devam eder, şiirleri ile tanınmaya başlar. Paşa vefat edince ise Halep’e gider. İstanbul’da geçirdiği dönemde birçok önemli isimle arkadaşlıkları olmuş, sarayla da bazı ilişkiler kurmuştur. Bunun da etkisiyle, Halep’te geçirdiği yıllarda (yaklaşık 25 yıl) devletin sağladığı imkânlarla rahat bir hayat sürdürmüştür. Eserlerinin çoğunu Halep’te geçirdiği bu yıllarda kaleme almıştır. Daha sonra arasının da iyi olduğu Halep Valisi Baltacı Mehmet Paşa sadrazam olunca Nâbî ‘yi yanına aldı. Bu dönemlerde Nâbî Darphane Eminliği, Başmukabelecilik gibi görevlerde bulundu. Ayrıca, bazı kaynaklara göre Nâbî aynı zamanda çok güzel bir sese sahipti ve müzik konusunda da fazlasıyla başarılı idi. “Seyid Nuh” ismiyle bazı besteleri olduğu bilinir. Nâbî, İstanbul’da 1712 yılında vefat etti. Kabri Karacaahmed Mezarlığı’nda Miskinler Tekkesi’ne giden yolun sol kenarında olup, II. Mahmut ve II. Abdülhamit tarafından tamir ettirildi. Nâbî bazı kaynaklara göre espriliydi.

Nâbî Osmanlı’nın duraklama devrinde yaşamış bir şairdi, idare ve toplumdaki bozukluklara şahit oldu.

Nâbî, hayatı boyunca tam altı padişahın (I. İbrahim, IV. Mehmed, II. Süleyman, II. Ahmed, II. Mustafa, III. Ahmed) saltanatını görmüş ve hepsinin de ihsan ve iltifatına nâil olmuştur.

Çevresindeki bu negatif olgular onu didaktik şiir yazmaya itmiş, eserlerinde devleti, toplumu ve sosyal hayatı eleştirmesine neden olmuştur. Ona göre şiir hayatın, karşılaşılan sorunların ve günlük hayatın içinde olmalı, hayattan, insandan ve insanî konulardan izole edilmemelidir. Bu yüzden şiirleri hayat ile alâkalı, çözümler üretmeye çalışan, yer yer nasihatta bulunan bir şairdir. Eserlerinin herkes tarafından anlaşılması ve hayatla iç içe olmasını istemesindendir belki de, kullandığı dil yalın ve süssüzdür. “

Bende yok sabr-ı sükûn, sende vefadan zerre,
İki yoktan ne çıkar fikredelim bir kere. 

ve kelimeleri Farsça ve Arapça’da ‘yok’ manasına gelmektedir. Bu beyitte Nâbî mahlasının oluşumunu belirtmektedir.

. Muhammet Emin Kabakuş

1982’de Erzurum’da doğdum. İlkokuldan sonra Gaziler Kur'an Kursuna devam ederek hafız oldum. Erzurum Lisesini bitirdim. Askerlik görevini Kosova Prizren'de tamamladım. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldum. Evliyim. İki çocuk babasıyım. Bir kamu kuruluşunda bilişim alanında çalışmaktayım. İnternet yayıncılığının ülkemizde yeni yeni gelişmeye başladığı dönemde Humakuşu adlı web sayfasını kurdum. Erzurum’un kültür ve sanat hayatını konu alan bu dijital yayıncılığı, aynı adı taşıyan derginin basılıp yayınlanması takip etti. Web yayıncılığının yaygınlaştığını, Erzurum’u konu alan internet sitelerinin çoğaldığını, muhtevalarının benzer ve dar bir çerçevede kaldığını görünce bir başka alana yöneldim. Daha geniş çevrelerce takip edildiğini görmekten mutluluk duyduğum Edibane.com adlı bu internet sitesini kurdum. Sekiz yıldır yayındayım. Nice sekiz yıllarda sizlerle birlikte olmayı diliyorum.

Bu yazılar ilginizi çekebilir

Vermezdi kimse kimseye nân minnet olmasa | Nâbî

Mef’ûlü Fâ’ilâtü Mefâ’îlü Fâ’ilün Vermezdi kimse kimseye nân minnet olmasa Bir maslahat görülmez idi rüşvet …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.