Çarşamba , Temmuz 17 2019

Sadettin Akatay

1904’te Erzurum’un Aşkale içesinde doğdu. Öğretmen Okulu’nu bitirdikten sonra uzun müddet ilkokul öğretmenliği yaptı. Şairliği yanında usta aktörlüğü ile Erzurum Halkevi’nin tiyatro kolunda ve Türk sanat müziği korosunda solist olarak da görev yapmıştır. Erzurum’un sosyal ve kültürel hayatına büyük katkılarda bulunan Sadettin Akatay, 26 Nisan 1944 tarihinde ölmüştür.

sadettinakataySadettin Akatay; dün ve bugün gibi, yarınlar için hediye ettiği BAR şiiri ile Erzurumluların kalbinde ebediyete kadar yaşayacaktır.

Yüzyılların ardından kopup gelen bir vakar,
Kahramanlık, yiğitlik, erlik destanıdır bar.

Bu oyunda gör bizi, sakın geçme ıraktan,
Gözün varsa seçersin, bar’da karayı ak’tan.

Bir savaş seyri vardır, dadaşın her bar’ında,
Görünce kanın kaynar, o an damarlarında.

Doyum olmaz bir görsen, Köroğlu’nun barı’nı,
Güvenirsen gücüne, düşünmezsin yarını.

Dumlu’dan ta Basra’ya çağlayan selimiz var,
Bahtımız kara değil, bugün Karasu kadar.

Bingöl yaratmadı mı, kan çağlayan Aras’ı,
Hazer çalkalanırken, kanar Türk’ün yarası.

Aman Aras, han Aras, Bingöl’den kalkan Aras,
Al başımdan sevdanı, Hazer’de çalkan Aras.

Dadaş çelik bir yaydır, onu germeye gelmez,
Çağlayan bir sel olur, dağlara da baş eğmez.

Yayla bulutu gibi, yükselir yavaş yavaş,
Sonra birden sel olur, köpürür coşar dadaş.

Doğu’nun sınır taşı, Erzurum’un dadaşı,
Efesi var İzmir’in, eğilmez Türk’ün başı.

Bar başlıyor; Barbaşı sallarken mendilini,
Gözüne al dadaşım, gönülden sevdiğini.

Dinle, davul ne diyor? Dan, dan, dan…
Ben bu sese vurgunam, can, can, can…
Canlar yurdundur elbet, her can vatana kurban.

Atalar yurt sevmeyi davuldan öğrendiler,
Bu ilk bar’ın adına sarhoş barı dediler.

Dadaşlar ağır ağır bir halka çevirdiler,
Yurda kurban yiğitler, bu halkaya girdiler.

Elele tutuştular, gönülden tutuştular,
Hepsi de sarhoştular…
Seven sarhoştur elbet içsede içmesede…

Ses yok, donmuş dudaklar, gözler şimşekleşiyor,
Kır at kişniyor, neden toprakları eşiyor?

Dan, dan, dan…
Kanları kaynaştıran bir ses çıktı zurnadan,
Dağlar gibi dadaşlar, kımıldandı durmadan.

Tanrım, bu ne duruştur, gözler dumanlanıyor,
Ufuklar bayraklaştı, cihan dalgalanıyor.

Silkin ey Palandöken, dök başından kar’ını,
Dadaş oynarken, senin gösterir vakarını.

Vur davulcu tokmağı, candan coşsun dadaşım,
Çal zurnacı, oynasın dadaş, dönüyor başım.

Hayret ve teessüre şayandır ki; bizde, hayatın kıymetini gösteren ve yaşamanın sırlarını öğreten insanlara karşı değerlendirme gayreti ancak, onları toprağa verdikten sonra başlar. Kıskanç görüşlerin ve kısır düşüncelerin tesiri altında bu emsali nadir varlıklar, kendilerinden evvelkiler için de devredilegelmiş olduğu gibi, takdir görememenin ızdırabını, yerlerine geçecekler için miras bırakırlar.

Hakkımızda Admin

"Edibane.com" divan edebiyatı şiirlerinden, modern şiirlere, halk edebiyatından güncel konulara kadar çok çeşitli muhtevayı barındırıyor. Eklediğimiz içeriklerle ilgili görüşlerinizi yorum kısmından, sitemizde yer almasını istediğiniz içerikleri iletişim kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.

Bu yazılar ilginizi çekebilir

Hafız Faruk Kaleli

Hafız Faruk Kaleli 1896 yılında Erzurum/ Hasankale’de doğdu. İlk ve orta tahsilini Hasankale’de tamamladı. Ailesi, …

Bir yorum

  1. Turgay Bağcı

    Sevgili kardeşim;
    yine güzel yakalamışsın.Yıllardır okuyup duygulanmamıştım bu şiiri.
    Sağol.
    Birde Hüseyin Avni ULAŞ ‘ yazsana.En az bu bar şiiri kadar bütün Erzurumluların okuyup bilmesi gereken,hatta gurur duyması gereken bir hemşerimiz.
    Ellerine sağlık.
    Editörün Notu:
    Teşekkür ediyorum Hüseyin Avni Ulaş bu linkte bulunuyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.