Anasayfa | Ders Notları | Divan Edebiyatı | Sebk-i Hindî -Hint tarzı, Hint biçemi-

Sebk-i Hindî -Hint tarzı, Hint biçemi-

Hind yolu, Hind tarzı ve Hind üslûbu demek olan Sebk-i Hindî, Türk edebiyatına XVII. yüzyılda dışardan gelmiş yabancı bir üslûbdur. İran’da doğmuş, Hindistan’da gelişmiş ve bu yüzyılda Türk edebiyatını etki altına almıştır. Hind üslûbu, İran’da Safevîler devrindeki ağır dinî baskıdan bunalan ve daha serbest yazabilmek için Hindistan’a giden şairlerce ortaya çıkarılmıştır.

Sebk-i Hindî, bazı akademisyenler tarafından akım olarak kabul edilmez.

Hint edebiyatından da etkilenerek gelişen bu üslûbun yaratıcıları Baba Figânî (Ölm. 1519/925), Urfî-i Şîrâzî (Ölm. 1590/999), Nazîrî (Ölm. 1622/ 1021), Tâlib-i Amûlî (Ölm. 1626/1036), Kelîm-i Kâşânî (Ölm. 1651/1061), Sâ’ibî Tebrizî (Ölm. 1670/1080) İran kadar Hindistan’da da ün kazanmışlardır. Bunlara Hintli olan Feyzî-i Hindî (Ölm. 1595/1003) ve Hindistan’a gitmeyip İran’da kalan Şevket-i Buhârî (Ölm. 1699/1111)’yi eklemek gerekir. Böylece Figânî’de ilk belirtileri görülen bu üslûb daha sonra yüzlerce şair tarafından kullanılmıştır. Bunlardan Sâ’ib, Hindistan’a giderek Sebk-i Hindî taraftarlarının, Şevket ise İran’da kalarak bu üslûbu geliştiren şairlerin temsilcisi sayılırlar. Bu iki şairler topluluğu arasında, aslında pek önemli olmayan bazı küçük farklar görülmüştür. Hind üslûbunun özelliklerini anlayabilmek için şiirin iki temel unsurunu ele almak gereklidir: Söz ve anlam. Sözsüz anlam olamayacağı gibi anlamsız da söz olmaz. Bu iki unsur birbirinden ayrılmaz ve birbirlerini tamamlarlar. Değişik devirlerde ve edebi akımlarda bunlardan bazen, biri, bazen de diğeri önem kazanmış, yahut ikisi de aynı derecede önemli sayılmışlardır. Arap edebiyatında genellikle söz güzelliğine değer verilmiştir. İran edebiyatında ise değişik devirlerde bazen söz bazen de anlam öne geçmiştir. XVI. yüzyıldan sonra ise tasavvufun da etkisiyle söz güzelliği ve söz sanatlarından çok anlam güzelliği ve derinliğine önem vermeye başlayan şairler Sebk-i Hindi adı verilen yeni bir üslûbun doğmasına sebep olmuşlardır. Bu üslûbun özelliklerini anlamı ve dili bakımından iki ayrı bölümde inceleyebiliriz.

Hind Üslûbunun Anlam Özellikleri

1. Bu üslûbun ilk özelliği anlamın söze göre üstün olması, yani anlama sözden çok önem verilmesidir. Anlam geniş, derin ve girifttir. Ayrıca ince ve zarif olmalıdır. İran Sebk-i Hindi şairlerinden Sâ’ib, “ince anlamlar bulabilmek için kıl gibi inceldim” demiştir. Şevket ise şiirde anlamın bir hasırın telleri gibi örülmüş, içice geçmiş, girift olması gerektiğini söylemiştir.
2. Şiirde anlam derini eşip, genişledikçe gerçeğin anlatılması sınırlı kalmış, anlam derinliğine yeterli olmamış ve bu yüzden hayal unsurlarına başvurmak gereği duyulmuştur. Böylece Hind üslûbunun ikinci özelliği şiirde muhayyilenin kuvvet kazanmış olmasıdır. Güçlü bir muhayyilenin orta ya koyduğu geniş hayaller, dış ortamla insanın iç dünyası arasında kuralan ilişkiler, bu üslûb şiirlerinin kolayca anlaşılamaması sonucunu vermiştir. Sa’ib ve Nedim’de olduğu gibi, bazı şairlerde dış dünyaya ait hayallerin fazla oluşuna karşılık Şevket, Nâ’ilî ve Şeyh Gâlib gibi bazı Sebk-i Hindî şairlerinde daha çok insan ruhu ve heyecanları, ihtiraslarına ait hayaller ele alınmıştır.
3. İnsan ruhu ve heyecanları üzerine kurulan hayaller derinleştikçe, yani insanın iç dünyası değişmeğe başladıkça ıztırap şiirde daha çok yer tutmaya başlamıştır. İnsan ruhunun çırpınışları, bunun doğurduğu acı ve üzüntüler şiir konusu olarak ele alınmıştır. Böylece, pek azı bir yana bırakılırsa, ıztırap hemen bütün Sebk-i Hindî şairlerinin çok çekici buldukları ve derinliğine işledikleri bir konu olmuştur. Aslında soyut bir kavram olan ıztırabın böyle derinliğine anlatılması ve hayalin bu konu üzerinde işletilmeye zorlanması bu üslûb şiirlerinin zor anlaşılmasının sebeplerinden biri olmuştur.
4. Hayal, gerçekten çok geniş ve hatta sınırsız olduğu için bu hayallerin derinliklerine inebilme çabası insan mantığının zorlanması sonucunu vermiştir. Böylece her şeyin mübalağalı olarak düşünülmesi gerekmiş, bu da Hind üslûbunda bir edebî sanat olarak mübalağa sanatının çok kullanılmasına sebep olmuştur. Şiirde mübalağa arttıkça ve üstelik hayalî unsurlar mübalağalarla anlatıldıkça bunların insan zihninde canlandırılması da zorlamıştır. Hind üslûbu şiirlerinin kolayca anlaşılmaması sebeplerinden biri de bu özellik olmuştur.
5. Şairlerin şiirin konusunu değiştirmeleri ve ele aldıkları konulara değişik yönlerden bakmaları, birbirine aykırı anlamlar ve
mazmunların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu üslûb şiirinde mübalağa yanında tezâd sanatının da çok kullanılması bunun sonucu olmuştur. Şiirdeki tezadlann çokluğu da insan zihnini şaşırtan, uğraştıran ve anlaşılmasını zorlaştıran unsurlardan biri olmuştur.
6. Hind üslûbunun belli başlı özelliklerinden biri de o zamana kadar kullanılmayan yeni mazmunların ortaya çıkmasıdır. Şiirde dış dünyada insan ruhuna dönüldüğü yani şiirin konusu değiştiği için ve ayrıca aklın yerini muhayyilenin, gerçeğin yerini hayalin almasıyla eskiden beri kullanılagelen mazmunlar yetersiz kalmıştır. Bunların yerine konuya uygun yeni mazmunlar arayıp bulmak gerekmiştir. Eski mazmunlardan, şiirdeki anlam değişikliğine uymayanlar terkedilmiş, bunların yerine hayalî kavramların, ıztırabın anlatıldığı yeni mazmunlar şiire sokulmuştur.
7. Bu üslûbun en önemli özelliklerinden biri de şiirde tasavvufa geniş yer verilmesidir. Şairler gerçek yerine hayali, dış ortam yerine insanın iç dünyasını ve ıztıraplarını şiir konusu yapmağa başlayınca tasavvuf çok çekici bir konu haline gelmiştir. Bunda yaşadıkları ortamın da etkisi büyük olmuştur. Hayatın acılarından kötülüklerinden kurtulmak için şairler, tasavvufa sığınmak gereğini duymuşlardır. Açıkça söylemekten çekindikleri birçok konuyu tasavvuf terimleri içinde rahatça söyleyebilmişlerdir. Sebk-i Hindî şairleri tasavvufu gerçek mutasavvıf şairlerden başka bir görüş açısından görmüşlerdir. Bunlarda tasavvuf, çok ilgi duydukları ve çok kullandıkları bir şiir konusudur.

Hind Üslûbunun Dil Özellikleri

Bu üslûpta yukarıdan beri anlatılmağa çalışılan anlam özelliklerini ortaya koyacak olan söz, yani bu üslûbun dili nasıl olacaktır? Bu üslûbun dilinde daha önceki şiir diline nazaran başkalık var mıdır? Hind üslûbunun dil özellikleri nelerdir? Bunları birkaç madde halinde sırayabiliriz.
1. Hind üslûbunda dil de ince ve naziktir, süslüdür, ince anlamları, geniş hayalleri anlatacak olan dilinde ince olması gerekmiştir. Bu bakımdan aynı anlamı veren sözlerden ince ve zarif olanları, anlama en uygun düşenleri seçilerek alınmıştır. Şevket’e göre söz, ince, narin bir örtüdür. O kadar ince olmalıdır ki altındaki anlamı örtmesin; anlam olduğu gibi kolayca görünsün.
2. Söz, ince ve nazik de olsa, derin anlamları ve geniş hayalleri anlatmaya yetmez. Daha önce kullanılan özler istenileni anlatmak için yeterli oluyordu. Bu üslûbda yeni anlamlar ve hayaller için yeni kelimeler arayıp bulmak gerekmiştir. Bunun için Sebk-i Hindî şairleri iki yola başvurmuşlardır. Sözcüklerden yeni, nâdir, kimsenin bilmediği kelimeler seçilmiş, bunlara halkın günlük konuşmasında, “çarşı-pazar”da kullandığı kelimeler ve deyimler eklenmiştir. Bunlar o zamana kadar şiire sokulmayan sözlerdi. Ayrıca, eski üslûbda kullanılagelen kelimeler arasında yeni üslûba uygun görülenler de kullanılmağa devam edildi. Böylece Hind üslûbunda eski dilden bambaşka; eski şiir kelimelerinden seçilen ve sözcüklerden çıkarılan yeni kelimelerle, halk dilinden alınmış kelime ve deyimlerle zenginleşmiş, uzun zincirleme tamlamalı yeni bir dil meydana getirildi.
3. Şiirde anlam önem kazanınca şairler, anlamı gölgelememesi için fazla sözden kaçınmak gereğini duymuşlardır. Bunun için Hind üslûbunda söz kısa fakat dolgun söylenmiş, az sözle çok şey anlatılmak istenmiştir. Yüzyıllarca kullanılarak anlam zenginliği kazanan kelimelerle, bunların tamlamalar halinde birleştirilmesi de az sözle çok şey anlatmada yardımcı olmuştur. Ayrıca, sözü uzatan söz sanatları hemen hiç kullanılmamış, buna karşı teşbîh, istiare, mecâz-ı mürsel, kinaye, telmih, irsâl-i mesel gibi edebî sanatlara çok yer verilmiştir. Böylece bir Tûr kelimesi ile Hz. Musa’nın bütün macerası, bir zincir ve cünûn kelimesiyle Mecnûn’un ıztırab dolu hazin aşk hikayesi kinaye ve telmih yollarıyla anlatılmıştır. Bu sanatların çok kullanılması şiirde anlamı derinleştirip, zenginleştirmiş; ama anlaşılmasında zorluk yaratmıştır. Sonuç olarak da şiirleri kısalmıştır.
Bu üslûbda söz sanatlarına fazla değer verilmediği ve kullanılmadığı için şiirlerde aheng azalmıştır. Bu eksikliği şairler, seçtikleri kelimelerin ince ahengi ve musikisiyle ve özellikle zengin kafiyeler ve rediflerle gidermeğe çalışmışlardır. Bu bakımdan bu üslûb şiirlerinde redif çok kullanılmıştır.
Sebk-i Hindî İran şairlerince yaratıldığı halde, İran edebiyatında Hindistan’dan gelme, yabancı bir üslûb sayılmıştır. Üslûbun başlıca şairlerinden sayılan Sâ’ib ve özellikle Şevket, bilmece söylüyorlar diye hücumlara uğramışlar, alayla karşılanmışlardır. Bu üslûb daha çok Hindistan, Afganistan ve en fazla Türk edebiyatında gelişme alanı bulmuştur.
İran Sebk-i Hindî şairlerinin Türk edebiyatına etkileri XVII. yüzyıl başında görülmeğe başlanmıştır. Yukarıdan beri sayılan özelliklerinden birkaçını veya hepsini bu yüzyılın hemen bütün şairlerinde görmek mümkündür: Zarif, nazik, ince bir dil, anlamda, hayallerde incelik, yüzyılın genel özelliğidir. Tasavvuf ve ıztırap pek çok şairde vardır. Fakat bu özelliklerinin biri veya birkaçını şiirde toplayan her şaire Sebk-i Hindî şairi demek yanlış olur. Meselâ Nef-iînin özellikle kasidelerindeki aşırı mübalağa ve hayal gücü, gazellerindeki incelik, Farsça şiirlerindeki ıztırap ve tasavvufa bakarak Nef î’nin bir Sebk-i Hindî şairi olduğu söylenemez.
XVII. yüzyılda Divân şiirinde Sebk-i Hindî’nin bütün özelliklerinin görüldüğü gerçek temsilcileri Şehrî, Nâ’ilî, Ismetî, Neşâtî ve Fehîm’i sayabiliriz. XVIII. yüzyılda ise iki büyük şair Nedîm ve Şeyh Gâlib görülür. Anlamda ve hayallerde incelik ve derinlik, insan ruhuna eğilme, ıztırab, tasavvuf ve mübalağa, o zamana kadar kullanılmayan yeni mazmunlar, dilde zerâfet, uzun tamlamaların çokluğu bu şairlerin ortak özellikleridir. Nedîm dış dünya ile daha çok ilgilenmiş, hayatı neşeli taraflarıyla görmüştür. Fakat, diğer özellikler onun şiirlerinde de vardır.

Kaynaklar: Prof. Dr. Haluk İPEKTEN, Naili-Hayatı-Sanatı-Eserleri-Bazı Şiirlerinin Açıklamaları

https://tr.wikipedia.org

 

					

Hakkımızda Admin

"Edibane.com" divan edebiyatı şiirlerinden, modern şiirlere, halk edebiyatından güncel konulara kadar çok çeşitli muhtevayı barındırıyor. Eklediğimiz içeriklerle ilgili görüşlerinizi yorum kısmından, sitemizde yer almasını istediğiniz içerikleri iletişim kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.

Bu yazılar ilginizi çekebilir

Minyatür Sanatı

Döndürȗb her gülî bir aḫker-i sȗzâna ṣabâ | Nâ’ilî

دوندروب هر كلى بر اخكر سوزانه صبا داغلر ياقدى دل بلبل نالانه صبا Döndürȗb her …

Bir yorum

  1. Geri izlemeler Naili | Edibane.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.