Çarşamba , Eylül 18 2019
Anasayfa | Şiirler | Temâşâ-yı Hazân ▪ Cenap Şahabettin

Temâşâ-yı Hazân ▪ Cenap Şahabettin

Gel bugün de, sükût ile güzelim

İhtizâr-ı hazânı seyredelim:

Gel bugün de, güzelim sonbaharın can çekişmesini seyredelim:

 

Ey benim, ey hazân-likâ güzelim

Bir dimâğî vedâd ü re’fetle

Kalalım ser-be-ser tabîatle.

Ey benim sonbahar yüzlü güzelim zihinsel düşünceye dayanan bir dostluk kuralım, tabiatta baş başa kalalım.

 

Elem-i arza iştirâk edelim

Mevsimin kâinat-ı ye’sinde

Olalım biz de bir gam-ı zinde…

Yeryüzünün elemine ortak olalım, bu dünya üzüntü yeridir. Yeni yeni kederler duyalım.

 

Bu soluk mevsim-i küdûretten

Dağılır bir vedâ-ı bî-kelîmât

Pek hayâli, rakîk bir ‘heyhât!’

Bu soluk kederler mevsiminde her parçadan kelimesiz bir veda dağılır. Ona kapılmış ince bir yaprak vardır.

 

Za’f ile diz çöken tabîatten

Yükselir bir feci vaz’-ı duâ

Gizli bir şehka, bir sükût-ı recâ.

Güçsüzlüğünü kabul edip. Yaratıcıdan istekte bulunması tavrıdır. Gizli bir hıçkırık bir yakarış sessizliği.

 

Böyle leb-beste terk-i ömr etmek,

Nazarî bir lisân ile ancak

Ebedî iftirâkı anlatmak

Hayatı terk ederken sessiz bir şekilde yakarış. Göze ait bir dille o ayrılığı anlatmaktadır.

 

Bir tahassürle dem-be-dem dönerek

Eylemek cebhe-i hayâta nazar;

Bu azîmette bir fecaat var…

An ve an hasretle dönerek hayatın yüzüne bakmak bu yönelişte bir feci durum var.

 

Sevgilim, dinle, işte bâd-ı hazân

Müteverrim misâli öksürüyor,

Hem de bir öksürük ki çok sürüyor.

Sevgilim işte dinle sonbahar rüzgarını veremli gibi öksürüyor. Hem de bir öksürük ki çok sürüyor.

 

Bu bahâr-ı terennümün her ân

Çâk olur sanki sadr-ı hâtırası:

Bu suâlin kesilmiyor arası;

Baharı anmak büyük özlem olur. Öksürünce sanki göğsü yırtacakmış gibidir. Bu sorunun arkası kesilmiyor.

 

Kâinat oldu sanki ser-ta-ser

Bir büyük hastahâne-i etfâl

Öyle bir yer ki pür hurûş-ı suâl.

Dünya sanki baştan başa oldu. Büyük bir çocuklar hastanesi. Öyle bir yer ki sorularla dolu.

 

Bâd-ı pür va’d-i nevbahârı eder

Bir enîn-i elîm ile tekzîb

Öksüren, inleyen şu bâd-ı ratîb.

İlkbaharın vaad dolu rüzgarı sonbaharın nemli rüzgarı yakınlamaktadır.

 

Sar’a-i ihtizâr içinde gusûn

Çırpınır, çarpınır, kırar, kırılır;

Bâd-ı nâlâna haykırır, darılır…

Sonbahar rüzgarı estikçe dallar çırpınır kırar kırılır. İnleyen rüzgara haykırır darılır.

 

Âh o dallardaki fütûr-ı derûn,

Onların tavr-ı serzenişkârı

Onların mâderâne ekdârı!…

Ah o dalların içten utanmışlık hali onların serzenişi tavırları, onların annelere mahsus kaderleri.

 

O nihâlânda sallanan yuvalar,

O perakende, nâzenin, muğber

Uçuşan, savrulan, düşen tüyler…

O dallarda sallanan yuvalar o kendi halinde ince kırgın, yuvalardan sonra uçuşa kalan tüyler vardır.

 

Âh o son tüy ki muhteriz, kovalar

Câ-be-câ rûh-ı âşiyânesini,

Yuvanın yâd-ı pür-terânesini…

Ah o son tüy ki çekingen yer yer yuvanın ruhunu kovalar, yuvanın şarkı dolu hatıralarını aramakta.

 

Kim bilir hangi tâir-i şuhun

Yâdigâr-ı hayât-ı kalbîsi

Doldururdu bu lâne-i hevesi?

Kim bilir hangi neşeli bir kuş kalp hayatının hatırası. Heves yuvasını doldurmakta idi.

 

Kim bilir hangi pür-tarab rûhun

Yıkılan âşiyânda mahfîdi

Râz-ı aşkîsi, râz-ı ümmîdi?…

Kim bilir hangi şarkı dolu ruhun yıkılan yuvasında ümidinin sırları, aşkının sırları yuvada gizli idi.

 

Yıkılan lanelerle birlikte

Dökülür âb ü hâke yapraklar;

Na’ş-ı evrâk ile dolar lâklar.

Rüzgar dalları sarsınca yıkılan yuvalarla beraber suya ve yere dökülürdü. Su birikintisi yaprak ölüleri ile dolar.

 

Ruhu bâzû-yı bâd-ı hâlikte

Ömr-i nâçizi gam-zede-yi zıyâ’

Dökülür berk-i mürde, lâl-i veda’…

Ölmüş yapraklara veda edemedi. Ruhunu helak edici rüzgara kaptırmıştı. Yaprak gam görmüş ışığın kederine uğramış o aciz bir ömrü veda sessizliği ile ölüme gider.

 

O sararmış giyâh, o yapraklar

Bûse-i elvedaa nâ-kâdir

Öyle hemşîreler ki gam yaraşır.

O sararmış otlar o yapraklar. Bir veda öpücüğü bile veremezler. Öyle kardeşlerdir ki keder yaraşır.

 

Bu düşenler birer nahîf eldir,

Öyle eller ki tâlib-i rikkat,

Taleb-i rahm için eder hareket;

Bu düşenler narin bir eldi. Rüzgarda savrulurken açma sahibidir. Sanki onlar bizden acımamızı istemektedir.

 

Öyle eller ki tavrı mühmeldir,

Gösterir âsümânı, hâke düşer;

Emel-i arş ile helâke düşer.

Öyle elerki tavrı perişandır gökyüzünü gösterir göle düşer. ….

………………………

Yeter artık nezâremiz güzelim

O senin mevti görmemiş dîden

Korkarım incinir bu rü’yetten;

Gel, bahâr-ı hayâli seyredelim…

Çok seyrettik yeter artık. O serin ölümü görmemiş gözler bu seyirden incinir. Gel hayalde baharı canlandıralım.

 

(Servet-i Fünun, No:347,1313/1897)

Hakkımızda Admin

"Edibane.com" divan edebiyatı şiirlerinden, modern şiirlere, halk edebiyatından güncel konulara kadar çok çeşitli muhtevayı barındırıyor. Eklediğimiz içeriklerle ilgili görüşlerinizi yorum kısmından, sitemizde yer almasını istediğiniz içerikleri iletişim kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.

Bu yazılar ilginizi çekebilir

Berk-i Hazân ▪ Cenap Şahabettin

Bir varak-pâre-i hazân-dîde Sonbahar görmüş bir yaprak parçası Ayrılıp sâk-ı meyve-bârından Meyve yüklü dalından ayrılıp …

2 Yorumlar

  1. Güzel paylaşım çok işime yaradı teşekkürler

  2. Emeğinize sağlık, Allah razı olsun..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.